
İstanbul Güreş İhtisas Kulübü

İstanbul Güreş İhtisas Kulübü'nün (İGİK) kökü Osmanlı Devleti’nin son yıllarında kurulan Kumkapı Kulübü ve Haliç İdman Ocağı’na dayanmaktadır. Zira bu iki kulüp yıllarca birbirleriyle sportif rekabetlerini en üst düzeyde sürdürdükten sonra spor tarihimizde pek sık rastlanmayan bir şekilde birleşerek “İstanbul Güreş Kulübü” adı altında faaliyet göstermeye başlamışlar ve günümüzün İstanbul Güreş İhtisas Kulübü’nü oluşturmuşlardır.
Kurtuluş Savaşı'ndan çıkmış ve yeniden kurulmaya çalışılan genç Türkiye Cumhuriyeti'nin o günkü ekonomik, siyasal ve kültürel koşulları içinde kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan her iki kulübümüz, birbirleriyle olan sportif rekabetlerinin yanı sıra dostluğun ve dayanışmanın en seçkin örneklerini gösteriyordu. Bu anlamlı rekabet ve dayanışma 1938 yılına kadar sürdü ve aynı yıl içinde her iki kulübün yönetim kurullarının aldığı ortak kararla ”İstanbul Güreş İhtisas Kulübü” adı altında birleşildi.
1930’lu yılların ortasında maddi sıkıntılarla boğuşan Kumkapı Kulübü tek çareyi her hangi bir şart ileri sürmeksizin Güneş Kulübü bünyesine katılmakta buldu. Yusuf Ziya Öniş'in önderliğinde kulüp, Atatürk'ün ve devletin desteğini arkasına alan kulübün bünyesinde futbolun yanı sıra atletizm, kürek ve güreş takımları da faaliyet gösteriyordu. Bu durum Kumkapı için de bir kurtuluş ümidi oldu.
1938 yılının mayıs ayına gelindiğinde çanlar Güneş Kulübü için çalıyordu. Gücünü devletin liberal kanadından alan Güneş’in varlığını sürdürmesinin nesnel koşulları artık ortadan kalkmıştı. Atatürk’ün ağırlaşan hastalığı siyasi elitler arasında güç dengesinin değişeceğinin ve devletçi elitlerin ağırlığının siyasi, ekonomik ve toplumsal yaşamın her katmanında artacağının habercisiydi. Yusuf Ziya Bey, sanıldığının aksine Atatürk’ün ölümünden sonra değil, yaklaşık altı ay önce kulübün futbol, atletizm, güreş ve denizcilik şubelerinin kapatıldığını açıklamıştı. İnönü’nün Cumhurbaşkanı olmasının ardından, devletçi spor anlayışına aykırı tavrıyla Güneş Kulübü’nün değişen koşullar altında faaliyetlerine devam etmesi mümkün olmamıştı.
Güneş Kulübü'nün feshinden 6 ay sonra da 10 Kasım 1938 tarihinde Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, hayata gözlerini yumarak tüm ulusu derin bir acıya gark etti. Tam bir güreşsever olan Atatürk'ün vefatı güreş camiasını da derinden sarstı. Ama hayata devam etmek zorundaydılar. Atatürk'ün mirasını devam ettirmek boyunlarının borcuydu. Öyle de yaptılar.
Kulübün fesh edilmesinin ardından Kumkapı İdman Kulübü ile Haliç İdman Ocağı bir kez daha ekonomik krize girdi. Güneş Kulübü’nün A Bölgesi adı ile o güne kadar çalışmalarını sürdüren Kumkapı İdman Kulübü'nün yöneticileri ve sporcuları, CHP yöneticileriyle Kumkapı Kulübü'ne sevgi besleyen Fenerbahçe Kulübü'nün Başkanı ve aynı zamanda dönemin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu ile görüşerek problemlerini ilettiler. Bu görüşmeye yine Fenerbahçe'nin yöneticilerinden Nedim Kaleci aracılık etmişti. Başbakan Saraçoğlu, bu görüşmede Kumkapı İdman Ocağı yöneticilerine faaliyetlerini bölge kulübü olarak değil de tüm İstanbul'u temsil edecek bir kulüp yapılanması içerisine girdikleri takdirde destek olunabileceğini iletti ve bu yönde talimat verdi. Bunun üzerine derhal kolları sıvayan Kumkapı İdman Ocağı ile Güneş Kulübü'nün B Bölgesi'ni temsil eden Haliç İdman Ocağı fiilen tek çatı altında birleştiler. Zaten yıllardır birlikte, dayanışma içinde faaliyet gösteren iki kulüp, bu kez İstanbul Güreş Kulübü olarak tam bir bütünleşme içine girmişlerdi.
İstanbul Güreş Kulübü, ilk kongresini 6 Haziran 1939’da Tabhane Medresesi'nde yaptı. İstanbul Beden Terbiyesi (Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü) Bölge Müdürlüğü'ne bağlı federe bir kulüp olarak güreş branşında faaliyet göstermek üzere kurulmuş olan İstanbul Güreş İhtisas'ın bu kuruluş kongresinde başkanlığına İsmail Hakkı Vefa getirildi. Kongrede ayrıca, Genel Sekreterliğe İbrahim Barut, Muhasipliğe Mehmet Fildişi, Üyeliklere de Ferruh Özdiren, Nuri Boytorun ve Celal Evirgen seçildi. Üzerinde klasik güreş yapan iki güreşçi figürünün yer aldığı, boncuk mavisi ve kan kırmızısı renklerin zemin oluşturduğu bayrak ise kulübün amblemi yapıldı.
Başbakan Şükrü Saraçoğlu’nun yakın ilgisi ve kulüp yöneticilerinin üstün gayretleri sonucunda dönemin İstanbul Valisi Lütfi Kırdar İstanbul Güreş Kulübü'ne davet edilerek desteği sağlandı. Vali Kırdar, ilk etapta Tabhane Medresesi'nde antrenmanların yapılacağı salonun tadilatı için 3 Bin TL. nakdi yardımda bulundu. Yapılan protokole göre ikinci yıl için de aynı miktarda tahsisat sağlandı. Temin edilen maddi destek kulübün elini iyice rahatlatırken, antrenman salonu ile soyunma odaları ve duşların tadilatı sağlandı.
2. Dünya Savaşı’nın ardından ekonomik sıkıntılar ile uğraşan İstanbul Güreş Kulübü'nün elit sporcularını diğer kulüplere gitmeleri konusunda serbest bırakması camia içinde büyük fedakârlık olarak görülüyordu. Bu sirkülasyonun Türk güreşine fayda sağlayan değişik bir boyutu daha vardı. Bu anlayışın ülkemizde modern güreşin yaygınlaşıp, geniş kitlelere ulaşmasında ve sevilmesinde büyük katkısı olduğu ilerleyen yıllarda herkes tarafından fark edilecekti. Ayrıca İstanbul Güreş Kulübü'nden yetişip başka kulüplere giden sporcular, eski kulüpleriyle bağlarını asla kesmemişler ve ilk yuvalarıyla gönül bağlarını hayat boyu sürdürmüşlerdir. Önemli bir bölümü, gerek kulübünde, gerekse Türk güreşinin başka mecralarında antrenör, hakem ve yönetici olarak çeşitli görevlerde bulunmuşlardır.
1919 yılında metruk bir kahvehanede bir avuç idealist sporcunun girişimiyle Kumkapı Kulubü olarak temeli atılan, daha sonra Haliç Kulübü'yle birleşerek modern güreşin inşasına büyük katkı sağlayan, Türk sporunun Mersinli Ahmet ile ilk olimpiyat madalyasını, Yaşar Erkan ile ilk olimpiyat altınını almasında önemli bir paya sahip olan İstanbul Güreş İhtisas Kulübü, yıllar içerisinde İstanbul'un en merkezi yerlerinden birinde modern bir tesise kavuşacaktı. Ancak tesisin yapılması için önlerinde bazı engeller mevcuttu. Bir belediye çalışanı tarafından arazinin ortasında bir gecekondu inşa edilmişti! Kalan kısmı da çevre esnafı ve bir takım özel şahıslar tarafından otopark ve araç alım-satım yeri olarak kullanılmaktaydı! Tüm bu olumsuzluklarla mücadele etmek zorunda kalan İGİK Yönetimi, işgalcilerin bir kısmını ikna ederek, bir kısmına da para ödeyerek araziyi boşalttı ve Beden Terbiyesi de 1975 yılında tesisin inşasına başladı.
Tesisin inşası yaklaşık üç yıl sürdü ve 1977 yılı sonunda tamamlandı. Fatih Camii'nin itfaiye yönündeki çıkışında, köşede bulunan ve 1939’dan itibaren kulübün yuvası olan Tabhane Medresesi'ndeki kulüp lokali böylece Aksaray Çıngıraklı Bostan Sokak'taki tesislere taşındı.
Kulübün kuruluşundan günümüze kadar kendi ayakları üzerinde durmasını temin eden, geleceğe taşıyan adımları atan, en kritik dönemlerde taşın altına elini sokan, kriz zamanlarını mükemmel yöneten, yönetimde olmadığı zamanlar bile ihtiyaç duyulduğu anlarda kulübe adeta onursal başkanlık yaparak yön gösteren İsmail Hakkı Vefa, hiç kuşkusuz İGİK'in bugünlere gelmesinin en önemli mimarlarından birisidir.
1991-1993 döneminde Türkiye Güreş Federasyonu Başkanlığı görevini de üstlenen Sadettin Tantan, kısa sayılacak başkanlık süresince radikal değişiklikler, köklü reformlar yaparak Türk güreşini dizayn etmiştir. Özellikle disiplin anlayışı, görev bilinci, çalışkanlığı güreşimize tam anlamıyla damga vurdu denilebilir. Tantan rüzgarı o derece etkili olmuştur ki, ülkemizdeki güreş yöneticiliği, antrenörlüğü, hakemliği ve sporculuğu bu değişimden nasibini almıştır. Tantan reformları sportif alanda da etkisini göstermekte gecikmemiş ve Türkiye, grekoromende 28, serbestte ise 24 yıl sonra olimpiyat kürsülerinde yer almaya başlamıştır.